Arzu Pınar Demirel

arzudemirel@headlinebpr.com

Yabancı kaynakları takip edenlerin duyduğunu düşündüğüm Hampton stili nedir, evimize çok da masrafa girmeden nasıl uyarlayabiliriz, bir insan olsa nasıl görünürdü gibi soruların cevaplarını merak ediyorsanız; Usta Giremez'e hoş geldiniz. Artık sadece güzel evlerden görüntüler değil; ince dokunuşlarla farkınızı belli etmenizi sağlayacak dekorasyon tüyoları ve bilgileri de paylaşacağım. Hampton stili ilk konumuz.

Usta Giremez'i takip ettiğiniz için çok teşekkür ederim. Aylık hitler harika. Ama neden Instagram'a hiç yansımadığını merak etmeye başladım. Gerçi çok geç, bu sene girdim Instagram'a, ama oradaki takipçi sayısı yerinde sayıyor. Blogla, Instagram'ın dinamikleri birbirinden farklı olsa gerek.

Bu blog 5. yılının sonunda bile hala canlıysa, takibiniz ve verdiğiniz motivasyon sayesinde. Yine de arada yenilenmek gerek. Ben genelde güzel dekorasyon fotoğrafları paylaşıyorum. Madem hepimiz dekorasyonla bu kadar ilgiliyiz, artık biraz da bilgilenelim değil mi? Instagram'da kalabalık kahvaltı masası fotoğrafı paylaşanlar çok takip edilebilir. Ama Usta Giremez takipçilerinin de bir farkı olsun. Dekorasyonun inceliklerini bilmeye ne dersiniz? Ondan fazla detaya girmeden ve sıkmadan, ara ara size fark yarattıracak, ''hmmmm'' dedirtecek, bazı bilgiler paylaşmaya başlıyorum.

İlk olarak; özellikle yabancı kaynakları takip edenlerin duyduğunu düşündüğüm Hampton Stili'nden başlayayım dedim. Nedir, ne değildir, nasıl yapılır?

1- Yazlık evlerin rahat, klasik ve sofistike bir biçimde dekore edilmesi Hampton Stili'ni oluşturuyor. Yazlık derken, sahilde, köy evi tarzı gelmesin aklınıza. Büyük, iki-üç katlı da olabilir. Zaten bu stil Amerika'nın zengin ve ünlü kesimine dayanır, adını Doğu kıyısındaki Hamptons'dan alır. Çok karakteristik bir tarzı vardır. Hiç yanılmadan Hampton mı değil mi anlayabilirsiniz. Özellikle de kullanılan renklerden: Kum, krem, açık mavi, turkuaz, lacivert veya sıcak mercanlar. Önemli olan tek bir renk paleti kullanmaktır.

2- Büyük, rahat bir kanepe olmazsa olmazıdır.





3- Aydınlatmaya özel bir önem verilir. Büyük, dikkat çeken parçalar kullanılabilir. Deniz kenarında olunduğunu hatırlatacak lambalar da seçilebilir. Evin içinde doğal ışık olmasına dikkat edilir. Büyük bir lamba veya odakta, dikat çeken, büyük bir obje veya büyük yapraklı bir bitki...



4- Yerlerde ahşap kullanılabilir. Modern ve minimalist evler gibi değildir; perdeleri, kilim veya halılar vardır. Ev gibi evdir yani.


5- Zamansızdır. Günlük trendlerden etkilenmez. Belki de lüks havasının en önemli dayanağı budur. Özellikle pahalı mobilyalar kullanılması gerekmez. Moda akımlarının dışında bir kalıcılığı olmalı; ne retro görünümü vardır; ne de geleceğe aittir.



Diane Keaton ve Jack Nicholson'ın oynadığı ''Aşkta Her Şey Mümkün'' filmindeki ev, Hampton stilindedir.

Bir ev değil de, insan olsaydı; tarzını gözünüzde şu şekilde canlandırabilirsiniz:



Tatil planı yapmakta hep zorlanmışımdır. Çoğu kişinin gitmeye can attığı tatil köyleri beni hiç çekmez. Pahalı ve lüksler evet; ancak son anda yaza yetişmek için denizin kenarına bina yığını olarak otutturulmuş, araya da biraz yeşillik ve havuz katılmış gibi gelir. Ruhu yoktur sanki. Bir sürü çocuk cıvıltısı, kahvaltıda açık büfe kuyrukları ve suni animasyon eğlenceleri. Bir tura katılıp, oradan oraya gitsem mi diye düşünürüm. O da yazın bu sıcağında yorucu gelir. Hiç uzun gemi yolculuğuna çıkmadım. Hani Yunan Adaları falan. Sonra, ya denizin ortasında sıkılırsam diye düşünürüm. Artık geleneksel oldu, her yazın başında ''ne yapsam'' konusu dert olmaya başladı. Karar veremeyip, ya İstanbul'da kalıyor, ya da yakınlarda bir yerlere kaçıyorum son yıllarda.

Küçüklüğüm öyle değildi ama. Her yaz, 2-3 ay yazlığa gider, ekmek elden, su gölden, mutlu mesut yaşardım. Ailem sağken, hayatımda ne kadar çok şeyi üstlendiklerinin farkında değildim. Yani tatil konusu bile sorun olabiliyormuş. Yazlık olsa, temizliği, tamiratı vesairesi. Seyahat olsa, tek başına çıkıyorsan, güvenlik konusu ciddi ciddi düşündürüyor. Arkadaşlar çocuklu otellerde veya aileleriyle yazlıklardalar.Aslında sorun nereye gitsem, ne yapsam meselesi değil. Artık tat vermemesi.Belki de yalnızlık meselesi.

Neyse gerçekler böyleyse, biraz da hayal diyeyim. Bu sefer hayalimde tatili doğa içinde geçirebileceğim, İsveç'ten bir köy evi var. Türkiye'de hiç mi köy evi yok diyeceksiniz. Haklısınız var; ama burası sıcak, çok sıcak.

K: http://www.myscandinavianhome.com/










Bu sıcaklar, beni iyice hayalperest yaptı. Deniz kenarında olmaktansa, kuzeylerde, açık havada rahatlıkla tşörtle dolaşabildiğimiz, ancak hafif bir serinliğin de eşilik ettiği, sıcağın bunaltmadığı yerleri hayal ediyorum. Kimbilir belki bir gün İskandinav ülkelerinde yazı geçirmek de kısmet olur.
Kuzeylerde yazlıkları merak ediyorsanız; buyurun. Elbette yazlıklarında da İskandinav tarzının yalın çizgileri hakim.






Duvarları koyu indigo rengine boyayıp, evi de çiçekli yastıklar ve koltuk takımlarıyla canlandırmak ne kadar keyifli olmuş. Sıcaklardan parmağımı kıpırdatacak halim yokken, hoşuma gitti belki de.





K: Design sponge

Çiçeklerle devam.  Bu sefer masa aranjmanlarıyla. Hepsi birbirinden güzel, birbirinden özel.
Keşke her gün, hatta haftada bir bile olur, böyle masalarda, en sevdiklerimizi ağırlasak.




Çiçek aranjmanı yapmayı sevenler el kaldırsın? Ben bayılıyorum. Çeşitli çiçekleri bir araya getirip, renkli bir demet yapmaya... Hele bir de mevsimlerden bahar ve yaz olduğunda. Çiçekler de renkleniyor.

Bugünkü örnekler hem aranjmanlardan, hem de buketlerden oluşuyor. Evinizde veya masalarınızı süslemek için değerlendirebilirsiniz. Decor 8 ve Le Butiq Sofie'den.










Hiç kullandığım bir renk değil hardal. Bir kaç sezon önce moda olduğunu, üniversite buluşmamızda kızların %80'i hardal renkli bir üstle geldiklerinde anlamıştım. Ara ara giysilerde kendisini gösterse de, ev dekorunda fazla yaygınlaşmadı. Oysa evlerine dramatik bir stil katmak isteyenler veya hafiften retro sevenlere çok yardımı dokunabilir hardalın.

Bu aralar Sylvia Plath okuyorum. Yazım tarzımın en çok benzediği yazarmış meğer. Hayat hikayesini biliyordum, ancak ilk kez bir kitabını okuyorum. Babasını küçük yaşta kaybetmiş, belki de bu yüzden depresyona eğilimli olmuş hayatı boyunca. Evli, iki çocuklu, çok yetenekli. Yine de 30'larının başında intihar ediyor. Çocuklarını nasıl geride bırakabildiğini anlayamamıştım, çok üzücü gelmişti hikayesi. Şimdi satırları arasında gezinirken ve her ne kadar ben hiç ünlenmemiş olsam, (hatta yazar da değilim) yazım tarzımızdaki benzerlik şaşırtı beni. Yine de aramızda büyük farklıklıklar var. Hayatımda hiç onun kadar zayıf olmadım. Ben boğa burcuyum, Sylvia Plath akrep. Lacivertten nefret ediyor, hatta bu renkte giyinen erkeklerden anında soğuyor. Bense mavinin tüm tonlarında yok olabilirim. Tüm bu farklılıklara ve deliliğine rağmen, anlaşabileceğim birisi gibi geldi Sylvia Plath. Sonuçta ikimiz de babalar günlerini babasız geçiren kadınlarız. Ne kadar güçlü durursak duralım, korunmasızlığı ve savunmasızlığı iyi biliyor olmalıyız.

Onun için bir renk ve ev seçecek olsam, içinde hardal kesin olurdu. Hiç bir mobilya ve objenin birebir öne çıkmadığı, stili veya pahalı duruşuyla herhangi bir ihtişam sergilemediği ama içinden çıkmak istemeyeceğiniz, eskileri anımsatan bir ev olurdu. Yukarıdaki resimdeki gibi.

Aşağıdaki örnekler de, eğer bu rengi değerlendirmek isterseniz sizler için. Araya mercanı da ekleyin derim.





Hadi araya biraz da mercan katıp, neşelenelim.


Yazla birlikte bahçe ve havuz başı düğünleri de başladı. Bir ömür boyu sürmesi dilekleriyle ''evet'' diyecek olan çiftler, klasiğin dışına çıkmak istediklerinde; kır veya tekneleri de değerlendiriyorlar. Kuzenim teknede yapmıştı düğününü. Boğaz'ın ışıklarında, güzel de olmuştu.Fotoğraflarını gördüğünüz bu düğün de adada düzenlenmiş. Dikkatinizi çektiyse gelin de, damat da kadın. İnsanların tercihlerine saygı duymalı, değil mi? Bedeni, cinsel tercihi, hayatı insanın kendisine ait.
Ne Amerika'da Gay Bar'daki onca insanın ölümüne ''iyi olmuş'' diyenleri, ne de kendisinden farklı olana yaşam hakkı tanımayanları haklı bulamıyorum. Aslında insan en çok kendisinde bastırdığı özelliği yargılar. Asla kabul etmek istemediğini karşısında bulduğunda, kendisine ayna tutandan nefret eder en çok. Bu psikolojik olarak kanıtlanmıştır. Eşcinsellerden nefret edenler, kendilerini gösteriyorlar farkında değiller. Geçen hafta İngiltere Prensi William bir gay dergisinin kapağı için poz verdi. Bunu bizim ülkemizde hangi yönetici veya toplumda önemli konumda birisi yapabilirdi? Kültürlerimizin farklı olduğu aşikar ancak biz Türklerin, Anadolu çocuklarının hoşgörüye en yakın ırk olması gerekmez miydi? 'Kim olursan ol, yine de gel' anlayışı bu topraklarda yeşermemiş miydi? Ne oldu da, evrimsel olarak geriye gittik merak ediyorum. Bu tepkimin sanal aleme yansıması olsun bu post. Düğünümüzün kahramanları bu sefer de iki kadın olsun.

Crystal ve Tiffany'e ömür boyu mutluluklar dileklerimle.






K: http://www.apartmenttherapy.com/